Tarih: 3-21 Eylül 2025
Ekip: Batuhan Şahin, Hüseyin Avcu
Faaliyet Sorumlusu: Hüseyin Avcu
Yer/Bölge: Kafkaslar Üst Svan Bölgesi
Rota: Trans Kafkas rotası
Kamp Yeri: Chuberi, Utviri Gölü, Nakra, Pari, Mestia, Lakhiri, Mestia, Koruldi Gölleri, Mestia
Kullanılan Ekipmanlar: Kask
Hava Durumu: Fırtınalı, açık, parçalı bulutlu kar hariç hepsi 🙂
Rapor:
Uzunca bir rapor olacağından, bazı önemli bilgileri özellikle ulaşım, yakıt ve yiyecekle ilgili olanları başta paylaşmak istedim. Bölgeye olan ulaşımımızı tren ve şehirden kalkan minibüslerle sağladık. Tiflis’ten Zugdidi’ye trenle, Zugdidi’den Chuberi’ye ise Mestia’ya giden minibüsle gittik. Şoförle önceden konuşarak yolun ortasında bir yerde durmasını rica ettik. Tren yolculuğu yaklaşık 6,5 saat, minibüs yolculuğu ise 3,5 saat sürüyor. Tiflis’ten Mestia’ya direkt giden minibüsler var; ancak fiyatı ve 10 saat süren minibüs yolculuğu nedeniyle mantıklı bir seçenek olduğunu düşünmüyorum. 2025 fiyatlarıyla Tiflis-Zugdidi treni 14-18 lari, Zugdidi-Mestia minibüsü ise 30-35 lari arasında.
Tiflis’ten Zugdidi’ye tren her gün yalnızca sabah 08.20’de kalkıyor. Zugdidi’ye iner inmez, yani gerçekten trenden attığınız ilk adımdan sonra sola doğru ilerleyip minibüsleri görünce durun ve hemen yer bulmaya çalışın. Bu konuda bu kadar ciddi olmamın sebebi, bölgeye giden çok insan olması. (Mestia için Gürcistan’ın Chamonix’i veya Zermatt’ı denilebilir.) Bu nedenle minibüs bulamama riskiniz var. Biz eylül ayında gitmemize rağmen ancak yer bulabildik. Zaten saat 15.00 gibi Zugdidi’ye varacağınız için, o saatte kalkan son minibüslere yetişemezseniz sabahı beklemek zorunda kalırsınız.
Yakıt ve yiyecek konusuna gelecek olursak, tüpleri yalnızca Tiflis ve Mestia’dan satın alabilirsiniz. Zaten Mestia’daki tüpler pahalıya satıldığından ve rota oradan başlamadığından kartuşları Tiflis’ten aldık. Yiyecek olarak faaliyet boyunca yumurta ve domates soslu hamsi yemeye hazırlıklı olun çünkü başka hiçbir yemek seçeneğiniz olmayacak. Köylerde her ne kadar “bakkal” olsa da tek yiyecek seçeneğiniz makarna, konserve hamsi ve yumurta. Köylerdeki bakkallar ise kapalı oluyor; civardakilere sahibini sormanız gerekiyor. Sahibine ulaştıktan sonra alışveriş yapabilirsiniz. Bazı konaklama sahipleri ise 20-25 lariye size yemek hazırlayabiliyor (genelde kahvaltılık, bal, peynir, ekmek ve sebzeler). Günlerce aynı yemeği yemek moralinizi gerçekten etkiliyor.
Ülke genelinde de konserve olarak yalnızca hamsi ve ton balığı bulabiliyorsunuz. Bunu yazarken biraz daha araştırdım ve Tiflis’te freeze-dried yiyecek satan yerler olduğunu öğrendim. Kamp yemeğinize çeşitlilik katmak için mantıklı bir seçenek olabilir.
03 Eylül 2025 Çarşamba – Hava Açık
Sabah 8 gibi Tiflis’e vardık biraz şehri gezip gerekli yakıt ve malzemeleri stokladık. Ayrıca faaliyetin bulunduğu bölgede operatör olarak tek çalışan Magti. Mağazasına Tiflis’te ulaşabilirsiniz, yol üstünde başka hiçbir yerde yok ve havalimanındakiler çok pahalı. Akşam son kontrolleri yapıp tren biletlerini aldık. 2025 fiyatıyla sim ve 5 gb int. 20 lari.
04 Eylül Perşembe – Hava Açık
Sabah 8:20 trenine bindik 15.00 gibi Zugdidi’ye vardık ve saat 17.50’de Chuberi yol ayrımında indik. 10kmlik yer yer beton yer yer jip patikasındaki yürüyüş sonucunda Chuberi (Kvemo Marghi) köyüne saat 20.15’te vardık. Vardık ama ilerki günler için yemeği burdan alırız diye Tiflis’te almadık ve köydeki bakkalarla olan ilk nasibimizi burda almış olduk. Bu köyde sadece 2 tane bakkal var birini bulmak zaten 15-20 dkmızı aldı çünkü çok geride ve ışık olmadığından ötürü görünmüyordu. Bakkalı bulduğumuzda ise çoktan kapanmıştı. Biz de etraftakilere bakkal sorduk ve bizi başka bir yere götürdüler. Dükkanın üstünde sahibinin numarası yazıyordu (faaliyet boyunca geçtiğimiz yerlerde bunu düşünen tek bakkal buydu.) Sahibiyle iletişime geçtikten sonra geldi ve dükkanı açtı biz de ileriki günler için ağzımızda güzel tatlar bırakacak yumurta makarna ve soslu hamsilerimizi stokladık. Alışveriş faslı bitince saat 21:00 oldu kamp alanı ise bulunduğumuz yerden pek uzakdeğildi lambalarla biraz yürümeye başladık ve su doldurmak için bir guesthouse “misafirevi” (bunları ordaki konaklamalar olarak düşünebilirsiniz) geçen akarsudan su doldururken içerden biri bize seslendi o suyun içilemeyeceğini söyledi biz de kaynatacağımızı söyledik o da bunun üzerine isterseniz burada borudan akan su var bu su temiz dedi biz de o borudan doldurduk. Suyu doldururken biraz muhabbet ettik ve konaklamanın sahibi bahçede kamp atabileceğimizi söyledi biz de zaten yol yorgunuolduğumuzdan ve gece artık geç olduğundan bu teklifini kabul ettik. Gece 10 gibi yemek yedik ve 11’de uyuduk. 6.30 kalk saati.
05 Eylül Cuma – Parçalı Bulutlu
5.30’da uyandık 6.30’da harekete geçtik. Chuberi – Utviri rotasının patikasıgenel olarak belirgin ve işaretli. Yaylalara çıkana kadar bir sürü nehir/deregeçişi var. Daha yürüyüş başlangıcında geniş bir dereyi tomruğun üstünde otura otura geçiyorsunuz. Bunun gibi bir sürü geçiş var nehirler ise etraftaki buzullardan beslendiği için gerçekten buz gibi. Bu geçişlerde dikkatli olunması gerekiyor mümkünse etrafında sığ veya daha dar geçişler varsa ordan gidilebilir. Rotanın devamında kısa 3-5 dakikalık molalar vere vere ilerledik ancak saat 3 gibi geçide çok az kalmışken kendimi baya kötü hissetmeye başladım 24 saat içerisinde nerdeyse 3 bin irtifa almış olacaktık nabzım yüksek başım ağrıyor midem bulanıyordu. Batuhan’a burdan devam edemeyebilirim dedim ve uzunca bi mola vermem gerektiğini söyledim. Önümüzde iki alternatif vardı ya geçide kadar dayanıp geçit sonrasında biraz daha alçak irtifada olan Ltnari gölünde kamp atacakatık ya da geçtiğimiz birçoban klübesine dönüp orada kamp atacaktık ancak takibimizi alanlara en geç 19.00’da haber vermemiz gerekiyordu ve telefon aşağıda çekmiyordu. Bunu düşünürken bir süre uyuyakaldım 1 saatlik moladan sonra kendime gelip Batuhan’a devam edelim dedim. Saat 16.30’da harekete geçtik ve 18.30’da utviri geçidine vardık. Göle giden yol, ana patikadan sapıyor geçide geldikten hemen sonra sağ tarafa giden patikayı takip edin. 19.15’te ise kamp alanına vardık. Halimde pek bi değişiklik yoktu hala irtifanın verdiği etkiyi vücudumda hissediyordum. Saat 20.00 gibi yemek yedik ve yatmadan bir nabzımızı kontrol edelim dedik benim 108 Batuhanın 90. O gün gölün ilerisinde daha alçak bi yerde kamp atmak daha mantıklı bir hareket olabilirdi. Yarın 7kmlik köye iniş vardı belli bir kalk saati vermedik dinlenmeye odaklandık.
06 Eylül Cumartesi – Parçalı Bulutlu
Kahvaltıya nasıl olduysa sardalya ve makarna kaldığını fark ederek güne başladık. Saat 11.00’de Nakra köyüne doğru dağ geçidinden harekete geçtik. Dikkat: Gölün ilerisinden vadiye iniş yok, ilerisi uçurum; geldiğiniz yoldan geri dönmeniz gerek. Geçide döndükten sonra sola doğru giden patikaları takipedin; bu patikalar sizi sol tarafta kalan bir toprak cip yoluna bağlayacak. Cip yolunu köye inene kadar takip edin. İniş sırasında birisi atıyla (çuvallar ileyüklü) arkamızdan yaklaştı. Yaklaştığı sırada suratını buff ile kapattı ve önümüze geçtiğinde sırtındaki AK-47 yi görmüş olduk. Önümüze geçtiğinde nezaket gereği olduğunu tahmin ettiğimiz sebepten ötürü görmememiz için silahını önüne astı. Aklımız da ilginç fikirler ile köye inmeye devam ederken yerde kamuflajlı bir ceket gördük ve fikirlerimiz daha da derinleşti. Ancak aynı şahıs bu sefer önümüzden yaklaşıp gürcüce bir şeyler anlatmaya çalıştığı zaman ceketi onun düşürdüğünün farkına vardık. Köye varmadan cip yolundan ayrılan bir kestirme var, biz onu kaçırdık. Bu kestirme yaklaşık yarım saat yolu kısaltıyor. Saat 16.00’da köye vardık. O gün yemeği Shorena Misafirevi diye bir yerde yedik; zaten köydeki tek yer orasıydı. Karşısında ise köyde bulunan tek bakkal vardı. (Diğer raporlarda köyün üst kısımlarında bir bakkal olduğu yazıyordu ancak yokmuş, bunu sonraki gün öğrenmiş olacağım). Yemeği yiyip alışverişi yaptıktan sonra saat 21.00’de kamp alanına vardık. 22.00 gibi yattık. Yarın dinleneceğim için belirli bir kalkış saati vermedim.
07 Eylül Pazar – Fırtınalı
Sabah 9.00’da kalktım ve kahvaltımı ettim. Etrafta toplanan bulutlar pek hayra alamet olmadığından, kamp alanından ayrılmadan dışarıda ne varsa çadırın içine attım. Saat 10.00 gibi suları doldurmak için kamp alanına gelmeden “Free Water” yazılı bir tabelanın olduğu çeşmeye gittim ve oradan gün için su doldurdum. Yiyecek çeşidi önceki bakkalda pek olmadığından, diğer bakkalda farklı şeyler olabilir diye ileriki günler için yemek almamıştım. Daha önce okuduğum raporlarda da civarda başka bir bakkal olduğunu düşündüğümden, o bakkalı aramak için yola koyuldum. Bakkalın bulunduğu yere geldiğimde ise ortada terk edilmiş ahşap bir kulübe vardı. Etraftakilerden bilgi aldım ve köydeki tek bakkalın aşağıda olduğunu söylediler. Ben de ormandan aşağı bakkala indim ve indiğim vakitte ise bakkal sahibi yoktu. Yaklaşık üç saat sahibini bekledikten sonra sahibi geri geldi ve bu üç saat içerisinde ise çok büyük bir fırtına patladı. Ben aşağıda olduğumdan, bakkalın orada fırtınanın geçmesini bekledim. Tek umudum çadırın kuru ve uçmamış olmasıydı. Saat 15.00 gibi fırtına durdu ve bu esnada sabah civarda bulunan Kva Dağı Zirvesi için yola çıkan Batuhan’la su kaynağının olduğu yerde buluşmak için iletişime geçtim. Patikadan geçerken etrafta yer yer sökülmüş ağaçlar vardı, fırtına vakitlerinde ormanda bulunmak çok da güvenli olmayabilir. Saat 16.00’da orada buluştuk. Şansımıza orada bir barfiks çubuğu bulunuyordu ve dağda yeteri kadar yorulduğumuz yetmezmiş gibi bir de orada bir saat idman attık. Saat 19.00’da kuru ve yerinde olan çadırımıza vardık. Kalkış saatini 6.00 verdik.
08 Eylül Pazartesi – Fırtınalı
Biz kalkış saatini 6.00 vermiştik ama hava bizi engelledi; gece saatlerinde başlayan fırtına sabah 8.00’e kadar devam etti. Normalde planımız Etseri Köyü’nün ilerisinde Bak Geçidi’ne yakın bir yerde kamp atmaktı ancak geç çıktığımızdan ötürü daha geride bulunan Parhi Köyü için saat 10.00’da yola çıktık. Patika yine genel olarak açık ve işaretliydi ancak yağmurdan ötürü patikanın geçtiği eğimli yerlerde ufak tefek toprak kaymaları olmuştu. Geçerken ekstra dikkatli olmak ya da mümkünse daha üstten bir yerden geçmek daha sağlıklı olur. Saat 15.00’te yol üstü, adını bilmediğimiz ufak bir köyde yemek molası vermek için durduk. Karnımızı iyice doyurduktan sonra saat 17.00’de yola koyulduk. Gün batımına yakın Parhi Köyü’ne vardık. Kamp alanı, köyün bittiği yukarı giden cip yolundan dağın sırt hattını geçtikten sonra aşağıda, vadide bir nehrin yakınlarında gözüküyordu. Artık gün battığından kafa lambalarımızla kamp alanının oraya inmeye çalıştık ve kamp alanının nehrin hemen yakınında olduğunu düşündüğümüzden daha tam inmeden oraya kamp atmaktan vazgeçtik. Nehir ortamı nemli ve soğuk bir hava yaratıyordu; ayrıca gece bir fırtına olması durumunda nehrin taşması gibi riskleri göz ardı edemezdik. O yüzden geldiğimiz yoldan dönüp 21.00 gibi düzlük bir yere kamp attık. Günlerce yürüyüşün sonucunda ayağım pek iyi durumda değildi: kırılmış tırnaklar, pişmiş ayak tabanı ve yer yer su toplayan bölgeler. İlk yardım çantasında bulunan merhemler ayağın hızlıca iyileşmesi için çok işe yaradı. Ben ayrıyeten yanıma önceki faaliyetimden ders aldıktan sonra ayağın sıkıntılı bölgelerini saracak “blister-tape” getirdim. Sorunsuz bir şekilde devam etmemde büyük yardımı dokundu. Gece yatmadan birikmiş yemek çöplerimizi çadırdan uzak bir yere astım ve çadıra girdikten bir süre sonra tam da çöpleri astığım taraftan garip dal kırılma ve hışırtı sesleri gelmeye başladı. Batuhan’la sessiz bir şekilde bakıştık. Kalkış saatini 5.00 verdik.
09 Eylül Salı – Fırtınalı
Alarma gerek kalmadan, çadırın yakınına düşen bir yıldırım sesiyle saat 4.00 gibi çadırdan hızlıca ayrıldık. En başta gözlediğimiz kamp alanının yakınına indik ve ormanın içinde yaklaşık üç saat, yıldırımların 30-30 kuralına göre geçmesini bekledik. Kamp alanına döndüğümüzde artık çadır, üç günlük sağanağa dayanamamış olmalı ki sırılsıklam idi. Burada Mestia’ya gitsek mi diye düşündük; sonraki üç gün için hava yine fırtınalı gözüküyordu. Parhi’de bulunan bir konaklamanın sahibine taksici tanıdıkları var mı diye sorduk. Onlar ise başta 180 Lari’ye, sonrasında pazarlık yaparak 150 Lari’ye Mestia’ya götürebileceklerini söylediler. Başka pek bir opsiyonumuz yoktu, o yüzden kabul ettik ve 13.30’da arabaya bindik. Mestia’ya saat 15.00’te vardık. Konaklama bulduktan sonra kasabayı keşfettik. Batuhan akşam, üç gün boyunca havanın düzelmesini beklemek istemediğinden bahsetti ve faaliyete bu noktadan itibaren kendim çadırsız devam ettim.
10 Eylül Çarşamba – Fırtınalı
Hava bugün yine kötüydü ama öğleden sonra sakinleşti. Gün içerisinde pek bir şey yapmadım, kasabanın etrafını gezdim. Hava daha stabil olduğundan yarın civarda olan buzula gitmeyi denerim diye düşündüm. Sabah 6.00 kalk saati.
11 Eylül Perşembe – Parçalı Bulutlu
6.00’da kasabadan Chaaladi Buzulu’na doğru yürüyüşe başladım. Kasabadan çıkana kadar beton bir yolu takip edin, çimento fabrikasını gördüğünüz köprüden karşıya geçin. Sonrasında ise eski, sallanan bir köprüye kadar cip yolu var. Köprüden sonra rota ormanın içerisinden nehre bağlanarak nehre paralel gidiyor. Buzula saat 9.30’da vardım. Yarım saat etrafını keşfettim ve taş düşmesi pek nadir değildi. Erken saatlerde gidip temkinli olmakta fayda var. Eriyen buzulun tuttuğu kayalar aşağıya doğru yuvarlanıyor.

Saat 14.00’te kasabaya geri döndüm. İkindiye doğru hafif yağmur başladı. Tekrardan hava durumuna baktım ve yarın için hava fena durmuyordu, en azından öğleden önce bir yağış göstermiyordu. Ben de rotaya devam etmeyi düşündüm. Sabah 4.30 kalkış saati.
12 Eylül Cuma – Sisli / Dolu
Sabah 4.30’da yola koyuldum. Bugünkü hedefim Chkhuti sırt hattındaki zirvelere çıkıp Lakhiri Köyü’ne inmekti; tabii her şey hava şartlarına bağlıydı. Öncelikle ana Mestia-Ushguli rotasını takip ettim ama sırt hattına çıkan patika ana rotadan bir açıklıkta ayrılıyor. Ormanda patika belirgin değildi; çalıların ve ağaçların arasından ağaç sınırına kadar ilerledim. Sırt hattında bivak atılabilecek güzel bir taşlık yer vardı.

Saat 7.00’de açık alana vardım. Oradan ise Chkhuti sırtına geçtim. Hattı takip ederek ilk zirveye saat 10.40’ta ulaştım. Daha devam etmeyi düşünüyordum ancak çok fazla sis vardı ve toplanan bulutlar iyi durmuyordu.
Faaliyet boyunca hep öğleden sonra bir yağış/fırtına oluyordu. Bu yüzden dağın güney tarafından Lakhiri Köyü’ne doğru inmeye başladım. Bu tarafta patika genel olarak belirgin değil, sisle beraber birkaç defa yolumu kaybettim. Güney sırtını bir süre takip edip doğuya doğru buzulun altından ilerledim. Civarda kaynağı en yukarıda başlayan nehri geçtikten sonra alçalıp batıya doğru devam ettim. Bu sırada dolu yağmaya başladı. Saklanacak pek bir yer yoktu; aşağısı uçurum, etraf taş ve topraktı. Kask en çok burada işe yaradı 🙂 En sonunda yine güney sırtına gelip ormana doğru indim. Ormanın içinden biraz ilerledikten sonra saat 13.00’te ormanda bir saat kestirdim. Açık alandan aşağı ormana girmeden alçaldım, sonrasında ise köyü gördüm. Saat 15.00’te Lakhiri Köyü’ne ulaştım.

Saat 20.00 gibi yemek yedim ve sonraki günler için hava durumuna baktım. İki gün güneşli, kalan günleri ise yağmurlu gösteriyordu. Ancak iki günde Ushguli’ye ulaşıp oradan Mestia’ya dönemeyeceğimi biliyordum. Ayrıca hava durumuna da pek güvenemiyordum; bugünü açık gösteriyordu ama hava öyle değildi. Çadırım da olmadığından birden fazla yağmurlu geceyi göze alamazdım. Bu yüzden yarın Mestia’ya dönüp oradan civarda bulunan zirvelere çıkmayı düşündüm. Saat 22.00’de uyudum.
13 Eylül Cumartesi – Parçalı Bulutlu
Güne güzel bir havayla uyandım ve saat 12.30’da Mestia’ya dönmek için yola koyuldum. Geldiğim yerden dönmedim, direkt Mestia’ya kadar vadiye paralel yürüdüm. Yol genel olarak belirgindi ve ilk defa hiking yapan diğer insanlarla karşılaşmaya başladım; sanırsam herkes havanın düzelmesini bekliyordu. Saat 15.30’da Mestia’ya vardım. Kasabayı vakit geçirmek için turladım. Biraz sosyalleştim ve gece yarısına yakın uyudum. Kalk saati 7.30.
14 Eylül Pazar – Hava Açık
7.30’da yola koyuldum ve 10.30’da Koruldi Gölleri’ne vardım. Göle giden bir sürü patika var; ben en kısa yoldan Lekhtagi tarafından, ormanın içinden hızlıca çıktım. İki saat gölün etrafında oyalandım. Baktım hava bozmayacak gibi, ben de Koruldi Zirvesi’ni sırt hattına çıkarak denemeye çalıştım. Saat 14.00’te sırt hattına vardım. Biraz ilerledikten sonra kayanın çürük olması ve etrafının da “kaysam giderim” diyeceğim eğimlerde olduğu için devam etmedim. Alternatif olarak, göllerin oradan düz bir şekilde patikayı takip edip en son sırta bağlanmak daha az riskli olabilir. Benim gittiğim rota çok daha doğuda kaldı, ekipmansız ilerlenebileceğini düşünmüyorum.


Saat 15.00’te göllere geri geldim. Koruldi Gölleri turistik bir yer olduğundan, civardaki köpekler insanlara fazla alışmış. Gölün etrafında kamp atan ekipleri rahatsız ettiklerini gördüm. Ben de olabildiğince uzak bir yere bivak atmak için bir yer aradım. Yemek yaparken birkaç defa köpekler geldi ama fazla yaklaşmadan onları kovdum. Civarda bu mevsimdeki tek su kaynağı 1 km ötede bir akarsu. Göllerde bulunan suyu kaynatsanız bile içmenizi tavsiye etmem; fazla kirli ve civarda büyükbaş hayvan da otlatıyorlar, o yüzden burada bulduğum her suyu kaynatıp tükettim. Saat 19.00’da yemek yedikten sonra yemek atıkları ve diğer çöpleri bir kayanın altına yerleştirdim. 20.00’de uykuya geçtim. Sabah 6.00 kalk saati verdim. Gece köpeğin fazla yaklaşmasıyla uyandım. Köpeği kovduktan sonra gece boyu köpek gelmedi.
15 Eylül Pazartesi – Hava Açık
Sabah 6.00’da yola koyulmayı düşünmüştüm ama gece don olduğundan uyku tulumum buzla kaplıydı. Ben de üstündeki buzu silkip biraz daha uyudum ve kurumasını bekledim. Kayanın altına çöpü saklamama rağmen bir şekilde köpekler gece çekiştirip çıkarmışlar. Etrafa saçılan çöplerin hepsini topladıktan sonra saat 9.00’da yola koyuldum. Guli Geçidi’ne gitmek için göllerin biraz daha aşağısına indim. Ahşap bir kulübeye gelmeden Guli Geçidi’ne giden yol ayrımını gösteren bir tabela var. Patika açık ve net. Geçide kadar ve geçitten sonra sadece tek bir su kaynağı var; o da bir nehir geçişi. Nehir geçişinde dikkat etmek gerekiyor. Tam nehre yaklaşmışken sağınızda kalan yukarı doğru çıkan bir patika var ama oradan sakın gitmeyin, toprak kayması olmuş bir yere çıkıyor. Faaliyet boyunca buna benzer nehir geçişleri olduğu için “doğrudur” deyip devam ettim. Önümde yürüyen İskoç bir ekip vardı, onlar da aynı hataya düşmüştü. Önce onlar kaya kaya karşıya geçtiler. Ben de arkalarından bir güzel “kontrollü” kayarak kendimi nehirde buldum ve karşıya geçtim. Karşıya geçtikten sonra fark ettik ki daha aşağıda dümdüz patikaya çıkaran bir yol varmış. Giderseniz dikkat edin. 12.30’da geçide vardım. Biraz mola verdikten sonra Gul Dağı Zirvesi’ne doğru ilerledim. 13.30’da zirveye vardım. Zirveden güney sırt hattını takip ederek Mestia’ya kadar indim. 18.30’da Mestia’ya vardım.
16-21 Eylül
Birkaç gün boyunca batum ve rizeyi gezdim. Sonrasında rizede başlayan aşırı yağmurla beraber 21 eylülde istanbula döndüm.
Notlar:
- Öğleden sonra yağmur ve fırtına nadir değil erken yola çıkıp erken dönmekte fayda var.
- Yanınızda bolca su taşımanıza pek gerek yok hemen hemen her yerde akarsu ve temiz su kaynakları var. Biz 2500m üstü olan suları kaynatmadan tükettik daha alçak ya da kaynağa uzak yerlerde suyu kaynatmakta fayda var.
- Bu tarz uzun yürüyüşlerde ayak sağlığına dikkat etmek önemli. Oluşan yaralara hemen müdahele edilmeli blister tape çok işe yaradı.
- Üzerimde 2 günden fazla yiyecek taşımadım rota hemen hemen her gün bir köy veya kasabadan geçiyor.
- Tuz ve magnezyum taşımak kas ağrılarını azaltmada ve iyileşmede önemli derecede etkili oldu.
- Faaliyeti planlarken kullandığım TCT ekibinin bilgilendirici sitesine linkten ulaşabilirsiniz; https://transcaucasiantrail.org/en/hike/upper-svaneti-georgia/
Faaliyet boyunca takibimi alan Utku ve Mehmet Sefaya teşekkür ederim : )













